M. Serdar Kuzuloğlu - Çağın ruhunu çağırma seansı |
 |
Birkaç haftadır farklı sektörlerin yerli-yabancı yöneticileriyle içerik yönetimi, telif hakları, gelir paylaşımlarıyla ilgili birçok konu görüşüyorum. Eğer bir şeyleri gözden kaçırmıyorsam birçok şeyin kaderini dudaklarının arasında çizen bu insanlar internet çağı ve kuşağıyla ilgili neredeyse hiçbir şeyden haberdar değil. Gelenekseli koruma ve yeniliğe direnme bu çağa has değil elbet. Dünya tarihi benzeri dönüm noktalarında aynı durumlarla dolu.
Gutenberg Batı yı kökten değiştiren icadı olan matbaayı icat ettiğinde bastığı ilk kitaplardan birinin İncil olması tesadüf değil. Mantığımız o dönemde ilk itirazın din karşıtı çevrelerden geldiğine, din adamlarınınsa aksine matbaayı desteklediğine dair tahminler yürütse de gerçek pek öyle olmamış bildiğimiz gibi.
İncil i ellerinde tutan, dolayısıyla Tanrı nın sözünü taşıyan din adamları matbaa sayesinde Tanrı sözünün her ele geçeceği ve otoritelerinin yok olacağını fark edince isyan bayrağını çekmiş. Kitapları elle yazıp yüksek fiyatlara satanların hallerini de unutmamalı. Kitap ve edebiyatın halka inmesi yazının icadıyla başlayan süreçte dolayısıyla çok yakın bir geçmişe dayanıyor.
Sanayi devrimi sürecinde terzi sendikaları fabrikaları basıp tezgahları parçalarken de aynı mantığı taşıyordu. Makinalar sayesinde ortaya çıkan seri üretim kavramı meslekleri, para kazanma tarzını, toplumsal sınıfları değiştirirken işleri ellerinden gidenlerin aklına tek gelen yeniye direnmek ya da yok etmek olmuştu.
Almanca dan dünya dillerine bulaşan zeitgeist (saytgayst olarak okunur) terimi tarihe bakıştaki en önemli kılavuz olmalı. 18. yüzyılda Alman filozof Hegel in fikirlerinden beslenerek hayatımıza giren zeitgeist ı dilimize çağın ruhu olarak çevirmek mümkün.
Teknolojinin çağın ruhuna olan etkisini ateşi, tekerleği, oku, mızrağı bulduğumuz zamanlardan bugüne kadar göz ardı etmek mümkün değil. Ama herhalde teknolojinin insanlığa bugünkü kadar etki ettiği bir döneme rastlamak da zor. Sadece bilgisayarlar değil; pek telaffuz etmiyor olsak da gen teknolojisi sağlıktan açlığa, yeni kuşak faşizmden suçla mücadeleye kadar birçok konuda hayatımızı sessizce değiştiriyor. Nano teknolojiden bahsetmiyorum bile. Böyle de uzar gider...
Geçtiğimiz hafta İstanbul da Beyond Trend (Akımın/trendin ötesi) adlı bir konferans düzenlendi. Yerli ve yabancı bir dizi uzman, çağın ruhuna dair öngörülerini paylaştılar. Ben ne yazık ki bir son dakika sürprizi yüzünden katılamadım. Ancak alınan notlardan yola çıkarak birkaç ayrıntıyı paylaşmak isterim.
Uzmanlara göre en belirgin ayrım cinsiyetler arası farkların giderek azaldığı (kutsal kitaplar da böyle öngörmemiş miydi kıyamet alametlerinde?). Intersexion adlı bu kavramda cinsiyetler karışırken ve bir örnekleşirken, automania akımı insanların ayrışma ve benzersiz olma içgüdüsünü ortaya çıkarıyor. Hepimizin eşsiz bir kar tanesi olduğuna kimin şüphesi var?
Çağın trendleri teknolojiyle dünya kültürlerinin en uyumlu harmanını yaratma telaşını anlatan becoming , geçmişe dayanarak yeni ve daha kusursuz bir kaliteyi öngören excellence ve benim ne zaman çıkacak diye merak ettiğim kardeşim tamam şehir hayatından bıktık ama köy hayatına da gelemem tarzı kaypak muhaliflerin şehirle barıştığı compatibility (uyumluluk) olarak sıralanıyor.
Konuşmacılardan AGB Nielsen Media Research TGI Türkiye Proje Yöneticisi Funda Kadıoğlu nun paylaştığı rakamsal verilere göre evden internete ayda 20 saatten fazla bağlananların sayısı son 3 yılda yüzde 16 artmış. Benzer artışlar sağlıkla ilgili bilgi almak, haber okumak, iş aramak gibi konularda da bariz şekilde görülüyor.
Kapanış konuşmasını yapan Anastasia Goodstein ise cep telefonundan SMS yazmayı bile köhne bulan, internette yaşayan, televizyon, radyo gibi cihazlara kendinden önceki kuşaklardan çok farklı anlamlar yükleyen, sohbeti bile yüz yüze konuşmadan yapabilen yeni nesle yönelik bulgularını paylaştı.
Ama ne yazık ki yazının girişinde bahsettiğim yöneticiler bunların hiçbirinin farkında değil. Neyse ki bu fark etmeme ve görmezden gelmenin ne boş, ne faydasız olduğunu bize yine tarih gösteriyor.
Başka türlü nasıl açıklardık bilgisayar sahibi olmanın serbest bırakıldığı Küba da ayda 20 dolara geçinenlerin yurtdışındaki akrabalarından gelen paralarla denkleştirdiği 800 doları bir PC almak için feda etmesine? Bunun için saatlerce kuyrukta beklemesine? Üstelik internet erişimi halen yasakken!
Başka türlü nasıl anlardık ABD nin 90 yıllık The Capital Times ın tepetakla olan tirajı yüzünden baskıdan vazgeçip sadece internetten yayın yapma kararını? Ya da New York Times ın bile benzer bir stratejiye girdiğini?
İnsanların dürtüleri değil ama beklentileri değişiyor. Değişmeyen bir başka gerçekse kazananların bu değişimleri takip edip sabreden; doğru zamanda doğru kararları verebilenler oluşu.
|
| |
|
|
|